Başörtüsü Yasağına Karşı Direniş Halka Halka Büyüyor!
Başörtüsü İslam'ın Emri, Müslüman Kadının Kimliğidir!!! - 10 10 2007
© Başörtüsü İslam'ın Emri, Müslüman Kadının Kimliğidir!!!
patrocinado por: <a href="http://www.wikizapping.com">videos</a> <a href="http://www.wikifotos.es">fotos</a> <a href="http://www.planetanuncios.com/es/ categorias/lst/35/motor">coches</a>

''Kim ALLAH'ı ve Resülü'nü ve inanları dost edinirse, muhakkak ki galip gelecek olan ALLAH'ın ordusudur''(Maide Suresi 56)

• 20/7/2008 - EN ALTTAKİ TUĞLA

Binamızın Kuruluşu

Allah Teala’nın muradı, meleği Cebrail vasıtasıyla seçtiği bir insana vahyini tebliğ etmek, o insan aracılığıyla da bütün kullarını davet etmek şeklinde tecelli etmiştir. İlk insan ve ilk nebi olan babamız Âdem aleyhisselamdan beri, on binlerce nebi üzerinde tatbik edilen usul bu olmuştur. Allah Teala kullarına bildirmek istediği bir şeyi diler, dilediğini Cebrail’e bildirir, Cebrail o dileği o günkü nebiye getirir, o nebi de o zamanın insanlarına ‘Allah size şöyle diyor.’ şeklinde vahyi tebliği eder.

Allah, Cebrail, nebi ve insanlar.

Bu formül, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar böyle uygulandı. Onun kıyamete kadar yaşayacak bütün insanların nebisi olma özelliği beraberinde, önceki nebilerdeki formülün biraz daha uzamasını gerektirecek bir ihtiyaç hissettiriyordu. O’ndan önceki nebiler tebliğ edip gittiler. O nebilerin gidişinden çok bir zaman geçmeden de tebliğ ettikleri dinleri, onlara tabi olanların elinde bozuldu. Genelde, inanmayanlardan önce, inananların elinde din tahrif edildi. O nebinin mirasını muhafaza edecek bir nesil bulunamadı. Ya da Allah öyle murad etti.

Hatemülenbiya olan Muhammed aleyhisselamın getirdiği kitabı ve daveti bir kavme ve o kavmin çağına münhasır değildi. Kıyamet vaktine kadar gelip yaşayacak bütün insanlar O’na ümmet olacak, O’nun kitabı ve davetiyle hidayet yoluna erebileceklerdi. O’nun davetinin ve getirdiği kitabın kıyamet vaktine kadar tahrip ve tahrif görmeden korunması Allah’ın kaderinde vardı. Bunun için, önceki peygamberlerin tamamında bulunan formüle ilave yapıldı. Hiçbir peygambere nasip olmayan iki nimet Muhammed aleyhisselama verildi:

Bir:
O’nun sağlığından itibaren asra yakın bir zaman diliminde kıtalar boyu dolaşıp, elleriyle, dilleriyle peygamberlerinden aldıklarını insanlara ulaştıran muazzam bir dost ve destekçi çevresi verildi kendisine. O’nun, ‘ashabım’ dediği bu nesil, on binlerce nebiye nasip olmamış bir şekilde peygamberlerinin mirasına sahip çıktılar. Sağlığında Arap yarımadasını, seksen yıl içinde de Asya’nın önemli bir bölümünü İslam nuruyla nurlandırdılar. Peygamberleri sağ iken, O’nun zatına ve davasına can ve mal verdiler. Vefatından sonra da köyden köye, çölden çöle yollara döküldüler. Bir kelime olsun zayi etmemek için ömürlerini feda ettiler.

İki:
O’nun ümmeti ilk defa insanlık tarihinde, söz zinciri kurdu. Hangi sözü kimin nerede söylediğini belgeleyen bu sistem sayesinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri, asırlar sonrasına güvenli bir şekilde ulaştı. Kalem ve defter bulamayan insanlardan oluşan bir kitleden büyük bir miras, kelimeleri dahi korunmuş olarak kitaplı, yazılı çağlara taşındı. Yirmi birinci asırdaki bir Müslüman, kendisinden asırlar önceki peygamberinin herhangi bir sözünü okuduğunda, o sözle peygamberi arasındaki zinciri net bir şekilde görebilmektedir. Güvenli ve korunmuş sözlerin sahibi olarak Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar gelecek insanlara gönderilmiş bir Peygamber olmak için gerekli desteği, geniş bir tarihe yayılmış süreçte görmüş oldu.
Müslümanlar ‘kıyamete kadar kalması için gönderilmiş’ bir dine iman etmenin gururunu hissederken, bir hayalin etrafında dönüp durmamış bilakis, büyük bir gerçeği tarihe yazmışlardır. Bu eşsiz farklılığı yaşatmaya vesile olan ashabın üstün hizmetini, kıyamet vaktine kadar imanla şereflenecek hiçbir Müslüman inkâr edemez. Müslüman olmamızda, el değmemiş, aynen kalmış bir dine intisabımızda onların yeri bir başkadır. Onların üzerimizdeki hakkını asla unutamayız. Hiçbirini unutamayız.
Hele hele, Ebu Hureyre’lerini, o hafıza mucizesini hiç unutamayız!

Asla!
Büyük ve ilk olmalarına, en önemli dönemin en vefakâr dost-ları olmalarına rağmen ashab masum değildir! Günahtan berî oldukları iddia edilemez. Onları sevmemiz, üzerimizdeki haklarını itiraf etmemiz, onlara peygambe-re verilmesi gereken hatasızlık vasfını vermemizi gerektirmez.
 
Ebu Hureyre:

Sahabi, hadis hazinesi, hafıza mucizesi
Yemen asıllıdır. Hicretin yedinci yılında Müslüman olup, Medine’ye hicret etti. O Medine’ye geldiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber gazvesi ile meşguldü. Hemen beyat edip gazveye katıldı. O gün kendisini teslim etti. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edinceye kadar Medine’den, sadece yine O’nun gönderdiği görevler için ayrıldı. Ortalama üç yıl sevgili peygamberi ile beraber kaldı. Şöyle böyle O’nunla bin gün bir arada oldu. Bu beraberlik tam anlamıyla beraberlikti. Ardında namaz kıldı, sofrasına oturdu, sancağı altında cihad etti, beraber umre yaptı, haccetti, önünde oturdu, hizmetinde bulundu, gittiği yere gitti, tuvaletine su götürdü, beraber olması mümkün olmayan özel yerler hariç hep beraberinde oldu. hemen evinin arkasındaki Suffe’yi kendine mesken edindi. Bu beraberlik uğruna aç kalıp, hurma ve su ile yıllar geçirdi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Hureyre’deki ilim aşkını gördü. Onu kendisine yaklaştırdı. Onu taltif etti, övdü. Kendi yemeğinden yedirdi.

Ebu Hureyre sevildiğini anlayınca, verilenden çok istedi. Dua talep etti. Yakın durmak istedi. Ne istediyse istediği kabul gördü.
Ebu Hureyre çok şey öğrendi. Üç-dört yılda öğrendiğinin çokluğu dikkat çekti. Hayret uyandırdı. Takdir topladı.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatına kadar hiç evlenmedi. İlim ve cihad onun tek meşgalesiydi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince Ebu Hureyre, oturmadı. Öğrendiklerini yaymak üzere yollara düştü. Kâh Medine’de mescidde oturup ders verdi, kâh dışarılara açıldı. Cihad zamanı cihad etti. Fitne zamanı ibadetle meşgul oldu. Kim ne hizmet istediyse onu yaptı. Ama, beynine yüklenen vahye ait bilgileri yaymayı hiç ihmal etmedi. Valilik yaptı.

Cömert, sempatik, âbid, zahid bir insandı.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra yarım asra yakın bir zaman yaşadı. Gittiği yere ilim ve örneklik götürdü. Ashabın büyüklerinden değildi ama en alimlerinden biriydi. Büyüklerin önünde fetva verdi, görüş belirtti.
Müslümanların kıtlıkla boğuştuğu günlerde de, servetin Medine’ye yağdığı günde de o zahid yaşadı. Ahiret ağırlıklı düşündü. Elindekine şükretti. Çevresindekilere verdi, yetim babalığı yaptı. Rahat konuştu, kimseden çekinmedi. Mütevazı ve şakacı kimliği sayesinde sözü dinlenen kimse olarak bilindi.
Hayber, Zatürrika, Mu’te, Mekke Fethi, Huneyn, Taif, Tebuk gazvelerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber katıldı. Daha sonra da Yermük ve Ermenistan cihadına katıldı. Bahreyn’e iki kere vali oldu. Medine’de valiliğe vekâlet etti.
 
“Ebu Hureyre ed-Devsi, el-Yemani
İmam, fakih, müctehid, hafız, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sahabisi, en büyük hafızların efendisi… Onun ezber gücü, nübüvvet mucizelerinden biridir. Çok güçlü bir ezberi vardı. Bir hadiste dahi yanıldığını duymadık. Kur’an’da önder, hadiste önder, fıkıhta önder biridir.” Zehebî

Adı:
Ebu Hureyre isim değildir. ‘Ebu Hureyre’ ‘kedicik babası’ anlamına gelen bir künyedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onu birkaç kere bu künye ile çağırdığı için, kendisine böyle denmesinden hoşlanmış, bu nedenle de adı tarihi bilgiler arasında netleşmemiştir. Kedi yavrularıyla çok ilgilendiği için böyle anıldığı bilinmektedir.
Bir insanın künyesinin bile, kendisi gibi meşhur olması ne enteresandır!
 
Beraberliklerinin Düzeyini Anlatan Bir Örnek:

Kendisinden başka bir ilah olmayan Allah’a yemin ederim. Açlıktan karnımı yere dayıyordum. Karnıma taş bağlıyordum. Birgün, gelip geçtikleri yolun üstünde oturdum. Ebu Bekir geçti. Kur’an’dan bir ayet sordum ona. Maksadım, beni doyurmasını sağlamaktı. Geçti gitti, beni doyurmadı. Ömer geldi. Ona da sordum. O da gitti, doyurmadı beni. Sonra Ebulkasım sallallahu aleyhi ve sellem geldi. Beni görünce güldü. İçimdekini ve yüzümdekini anladı. Dedi ki:

‘Ebu Hureyre!’
‘Buyur ya Resulellah!’ dedim.
‘İzle beni!’ dedi. Peşinden gittim. Girdi içeri. İzin istedi, izin verdiler girdim. İçeride bir kadehte süt buldu.
‘Bu süt nereden geldi?’ dedi.
‘Filan erkek veya filan kadın onu sana hediye etti.’ dediler.
‘Ebu Hureyre!’ dedi.
‘Buyur, ya Resulellah!’ dedim.
‘Suffe ehline git, onları bana çağır.’ dedi. Suffe ehli, İslam’ın misafirleriydi. Aileleri ve malları yoktu. Bir yakınları da yoktu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bir sadaka geldiğinde onlara gönderir, kendisi ondan almazdı. Hediye geldiğinde de onlara da gönderir, kendi de ondan biraz alırdı. Onları çağırması hoşuma gitmedi. Bu kadar süt onlara ne yapacak, ben onlardan daha çok muhtacım o süte, içsem de ayakta durabilsem dedim içimden.
Onlar geldiler. Sütü ben veriyordum onlara. Sütten bana kalacağı yoktu. Ama Allah’a ve Nebisi’ne itaat etmekten de başka seçeneğim olamazdı. Gidip çağırdım onları. Gelip izin istediler. İzin verilince içeri girip oturdular.

‘Ebu Hureyre!’ dedi.
‘Buyur ya Resulellah!’ dedim.
‘Al, dağıt!’ dedi. Kadehi aldım. Kadehi adama veriyordum, o da doyana kadar içiyor sonra bana geri veriyordu. Öbürüne veriyordum, o da doyana kadar içip kadehi bana geri veriyordu. Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldim. Herkes içip doymuştu. Kadehi alıp elime koydu. Bana bakıp tebessüm etti.

‘Ebu Hureyre!’ dedi.
‘Buyur ya Resulellah!’ dedim.
‘Ben ve sen kaldık.’ dedi.
‘Doğru diyorsun ya Resulellah.’ Dedim.
‘Otur, iç!’ dedi. Oturdum, içtim. ‘İç!’ dedi. İçtim. O dedikçe ben içtim. Sonunda dedim ki:
‘Seni hak üzere gönderene yemin ederim, daha içemem, gidecek yeri kalmadı.’
‘Bakayım.’ dedi. Kadehi O’na verdim. Allah’a hamd edip, geri kalan sütü içti.
Buhari, Rekaik, 17 (6087)
 
Nasip ve Gayret

Ebu Hureyre, Allah’ın çok büyük bir nimetiyle şereflendi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hadislerini en çok öğrenen, hadise en çok hizmet eden sahabi oldu. Ebu Hureyre radıyallahu anhın, hadis ilminin en büyüğü olmasını sağlayan üç temel faktörü dikkate almamız gerekmektedir:

- Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme olan derin sevgisi, aç, susuz O’nunla beraber olma düşüncesi, başkalarının alamadığı çok şeyi almasını sağladı.

- Onun candan ilgisine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem karşılık verdi. Onu yanında tuttu. Taltif etti. Özel ilgi gösterdi. Ebu Hureyre de kimsenin soramadıklarını sordu. Anlamadığını tekrar sordu.

- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona öğrendiğini unutmaması için dua etti. O büyük duanın bereketini gördü. Yazı yazamadığı halde, sadece ezbere dayanarak ilim sahibi oldu.

- Kendisini olduğu gibi ilme verdi. Artan vakitlerinde, vakit buldukça değil, sadece ilimle ilgilenerek Ebu Hureyre oldu. Neticede onun ezber gücü, daha sonraki asırlarda nebevi bir mucize olarak ortaya çıktı. Kıyamete kadar İslam yaşayacak olan, sayısını Allah’tan başkasının bilmediği kadar Müslüman, onun hizmetlerinden istifade ederek İslam’ı yaşadı. Ümmet ona minnettar oldu. O bu büyük hazineyi nasıl elde ettiğini yorumlarken, ensar mallarıyla, muhacirler de çarşıda meşgulken hadisten başka bir şeyle ilgilenmemesini sebep olarak göstermektedir.

- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra elli yıl kadar yaşamış olması çok hadis öğretme fırsatı yakalamasını sağladı. Onun kadar yaşayan sahabi sayısı çok az olmuştur. Bu da gösteriyor ki Allah Teala onu böyle mübarek bir iş için seçmiş ve görevlendirmiştir.
 
“Ebu Hureyre radıyallahu anh malı, ailesi ve çocuğu olmayan bir miskindi. Eli, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eliyle beraberdi. O’nunla dolaşırdı. Bilmediklerimizi bildiğinden, duymadıklarımızı duyduğundan şüphemiz yoktur. Bizden hiç kimse onu, duymadığını uydurduğuna dair itham etmemiştir.” Talha bin Ubeydullah Hakim, 3/512


Hoca!
Ebu Hureyre radıyallahu anh, tekrarlarıyla beraber 5374 hadis rivayet etti. Bu hadislerin bir satır olanının yanında, bir sayfa olanı da vardır. Kendisinden 800 civarında âlim hadis öğrendi. Bu 800 kişinin arasında 40 civarında sahabi de vardır.



Her Nimet Sahibi Haset Edilir!

Ebu Hureyre, kendisinden önce iman etme şerefine erenlerin çoğundan daha fazla hadis öğrendi. Nübüvvet makamına daha yakın durdu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra adeta gezici bir okul gibi dolaştı. ‘Resulullah şöyle demişti, böyle yapmıştı.’ gibi sözler onun dilinden yayıldı. Bazı sahabiler, bilmedikleri hadisleri onun bilmesinin sebebini merak ettiler. Ona sorular sordular. Ama yalancılıkla itham etmediler. Ömer radıyallahu anh onu takdirle karşıladı. İtham edilmesine karşı endişesini söylemekle beraber ona yöneticilik görevi vererek güvenini belirtti.
Ebu Hureyre seyyar bir okuldu, yürüyen bir mucizeydi. Düşmanı da bu yüzden çok oldu.
Onun bir iç sevmeyenleri, bir de dış sevmeyenleri oldu.
Şiiler, onu tenkit ettiler. Sahabi için değil, sıradan bir mümin için bile ağza alınmaz sözler söylediler hakkında. Ama ne bir belgeleri ne de bir şahitleri olmadığı için, dediklerine Yahudi ve Hıristiyan müsteşriklerden başkasını inandıramadılar. Onun hakkında konuşan, ya Mutezilî, ya Rafızî ya da müsteşriktir.
Onu müsteşrikler de hiç sevmedi. İslam’ı meydanlarda mağlup edemeyince, içeriden çökertmeye kalkıştılar. Bu sefer, cihadı teşvik eden yüzlerce hadis rivayet eden Ebu Hureyre önlerine çıktı. Baktılar ki, Ebu Hureyre ismiyle başlayan binlerce hadis Müslümanlara kıyamete kadar yetecek bir enerji veriyor. Ebu Hureyre sallanırsa, gerisi kolay diye düşündüler. Sallamaya çalıştılar. Kafalarını kiralayamadıkları hiçbir Müslüman’a dediklerini inandıra-madılar. Müslümanlar anladılar ki, maksat üzüm yemek değil…

Teslise inanan bir Hıristiyan, ‘Üzeyir Allah’ın oğludur.’ diyen bir Yahudi neden hadis okur, okutur? İnanmadığı, beğenmediği hadisleri neden yıllarca araştırır, hadis üzerine doktora yapar, tezler yazar?

Başka bir dinin mensubu gençlere, burslar verip, kendi ülkesinde ‘İslamî ilimler’ okutmak için neden binlerce öğrenci alır bir Hıristiyan ülke?
Müslüman bir genç, zekât ve sadaka paralarını burs adıyla alıp, İngiltere’ye, Almanya’ya papazların öğretmen olduğu fakültelere yüksek lisans yapmaya neden gider?

Mesele hadis meselesi değildir. Mesele temelle oynama meselesidir. Hadis, İslam’ın temel iki taşından birisidir. O taşla oynandıktan sonra cephe ka-zanmak kolay, Müslüman çökertmek basit olur.
Temelde duran en ciddi değerlerden biri olarak Ebu Hureyre bu nedenden dolayı, Hıristiyan ve Yahudi araştırmacılarının ana hedefi oldu. O en alttaki tuğlayı alsalar, üsttekilerin çökmesi kolay olacaktı. Ama Müslümanlar, kendilerinin de dizili olduğu yapının en altındaki tuğlalara sahip çıktılar. Bildiler ki, Ebu Hureyre giderse çok şey gider!

Büyük Bir İz Bırakarak Öldü
Hicri altmışıncı yıla ermeden ölmek için çok dua etti. Çarşıda dolaşırken ‘Allahım! Beni, alt-mışıncı yıla veya çocukların yönetici olacağı zamana eriştirme.’ diye dua ederdi. Ahmed, 8319 Duası kabul gördü ve elli dokuzuncu yılda yetmiş sekiz yaşında öldü. Baki’ mezarlığına def-nedildi.
Ölümüne yakın bir zamanda ağlamaya başlamıştı. Neden ağladığı kendisine sorulduğunda dedi ki:
‘Sizin şu dünyanıza ağlamıyorum. Ağladığım, çıkacağım yolculuğum ve azık azlığımdır. Aşağısı cennet ve cehennem olan bir tepedeyim. Nereye ineceğimi bilemiyorum.’ Sıfetüssafve, 1/693
 
Asırlar Sonra


Allah’a ve Resulü’ne hicretle başlayan kutlu yolculuğun,
‘En iyi nesilden olma’ vasfını kazandığın sahabiliğin,
Önünde komutanın Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olarak girdiğin cihad meydanlarındaki cihadın,
O Cihadda tozlanan başın, yüzün, gözün, ayakların,
Aç karın, çıplak ayak ders okuduğun medresen, Suffen,
Şerefine şeref katan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kapısındaki hizmetçiliğin,
Aç kalan miden, çıplak kalan ayakların,
Yetiştirdiğin talebelerin,
Senin dilinden Allah’ı, cennet ve cehennemi, mahşeri öğrenen milyarlarca öğrencin,
İnsanlara aktardığın ilimler sayesinde camilerde kubbeleri inleten kıraatlerden sana yazılan ecirlerin,
Eline geçen servetlere tenezzül etmeyip, ahirete koştuğun hayat anlayışın, zühdün,
Fitnelere takılmadan, ilk günkü gibi dik ve onurlu duruşun,
Kedilere bile etki eden nezaketin, mütebessim yüzün,
Seni delirten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aşkın, sünnet hizmetkârlığın, bir kelime öğretme tutkun,
Sana asırlardır dualar eden ve seni seven milyarlarca mümin duası,
Seni sevmediğini, beğenmediğini söyleyen İslam düşmanları ve onlara ki-ralanmışların düşmanlığı,
Adın, şöhretin, tahtın,
İlmin,
Sana kutlu olsun.

Asırlar sonra,
Medine’den çöllere, dağlara, vadilere yayılan rivayetlerin,
Sana kutlu olsun.

‘Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu’ dendikçe,
Melekler hasenat yazmaya devam ettikçe,
Biz Allah’ı ve Resulü’nü sevdikçe,
Biz ayete, hadise muhtaç oldukça,
Seni seviyoruz. Seni sevmeyi Allah’a ve Resulü’ne yakınlık sebeplerinden görüyoruz.

Asırlar sonra ve
Kıtalar ötesinden sana selam,
Sana hasret gönderiyoruz.
Medresende hizmetkâr olarak bilinmeyi şeref biliyoruz, ey kedilerin babası, Ümmet’in hocası. Allah senden razı olsun.
 
Mazlum Âşık


M. Yaşar KANDEMİR

Bize Rasûlullah sevgisini öğreten sahâbî efendilerimiz arasında Ebû Hüreyre'nin müstesna bir yeri vardır. Zira Kur'an-ı Kerîmden sonra dinimizin ikinci kaynağı olan hadîs-i şeriflerin bize gelmesinde en büyük gayreti sarf eden odur. Yüce dinimize yaptığı bu büyük hizmet sebebiyle müslümanlar ona şükran borçludur. Peygamberler Sultanı'na olan aşkı, âşıklar defterinin şeref sayfalarında yazılıdır.
İslamiyet'e yaptığı büyük hizmet sebebiyle Müslümanlar onu ne kadar çok severse, din düşmanları ile onların çömezleri de bu büyük insanı o kadar sevmezler. Sevmemekle kalsalar neyse, ama onu gözden düşürmek dolayısı ile rivayet ettiği binlerce hadisi devre dışı bıraktırmak için her terbiyesizliği yaparlar.

Sohbetimize Ebu Hüreyre'nin aşıklar kervanındaki müstesna yerinden söz ederek başlayalım.
Yemen'de yaşayan Devs kabilesinden seksen hane, hicretin beşinci yılında, İslamiyet'i kabul ederek Medine'ye hicret etti. Bunlar arasında, henüz otuz yaşlarında bulunan Ebû Hüreyre de vardı.
Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem'i gördüğü günden itibaren Ebû Hüreyre ondan hiç ayrılmadı. Zira onun yanık gönlü Rasûlullah aşkıyla doluydu. Hz. Peygamber'e duyduğu bu derin sevgiyi "seni görünce mutlu oluyorum, gözüm gönlüm aydınlanıyor' diye açığa vururdu. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 929).

Evini barkını bırakıp Medine'ye gelen Ebû Hüreyre, Allah Rasülü'nden ayrı geçen yılların kaybını telâfi etmek için kendini Rasûlullah'ın hizmetine verdi. Bir yandan daha önce duymadığı hadis-i şerifleri öğrenirken, Kâinâtın güneş'inin yaptığı her işi, söylediği her sözü hafızasına kaydetmeye başladı. Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra yirmi altı yıl daha yaşadığına göre, ömrünün tam otuz yılını hadis öğrenmeye ve öğretmeye verdi.
Sevgilim dediği Hz. Peygamber'in vefatından sonraki zamanlarda Mescid-i Nebevî'de hadis rivayet ederken gözyaşını tutamaz ağlardı. Fahr-i Cihan Efendimiz'in aralarından ayrılışından sonra, onsuz bir hayatın kederiyle nasıl boğulduğunu şu olayda görmek mümkündür.
 
Ebu Hüreyre konuşmasına devam ederken Şüfey yavaşça ona sokuldu ve gelip tam önüne oturdu. Sohbet sona erince, dinleyenler kalkıp gittiler. O zaman Şüfey Ebû Hüreyre'ye Bazılarının sahabi sandığı tâbiîn muhaddislerinden Şüfey İbni Mâti' el-Esbahî Medine'ye gittiği zaman ,halkın bir zatın etrafında toplanıp onu merakla dinlediğini gördü.

- Kim bu? diye sordu.
- Ebû Hüreyre, dediler.
biraz daha yaklaşarak:
- Rasûlullah'tan dinlediğin, iyice anlayıp öğrendiğin bir hadisi bana anlatır mısın? dedi.
Hayatı hadis öğretmekle geçmiş olan Ebû Hüreyre, bu samimi arzuyu memnuniyetle kabul etti:

- İsteğini yerine getireceğim. Rasûlullah'ın bana söylediği, iyice anlayıp öğrendiğim bir hadisi sana rivayet edeceğim, dedi. Daha sözünü bitirir bitirmez, Rasûlullah'ın yokluğundan dolayı hissettiği derin hasret ve üzüntü sebebiyle hıçkırıklara boğuldu. Öyle içli ağlıyordu ki, Şüfey onun bayılıp düşeceğini zannetti.

Ebû Hüreyre biraz sonra kendine geldi. Şüfey'e olan va'dini hatırlayarak ona:
"İstediğini yerine getireceğim. Rasûlullah'ın bu Mescid'de, ikimizden başka kimse yokken bana söylediği bir hadisi sana rivayet edeceğim" dedi. Sonra tekrar kendinden geçercesine hıçkırıklara boğuldu. Biraz sonra kendine geldi.

Yüzünü sildi ve üçüncü defa:
"İsteğini yerine getireceğim. Rasûlullah'ın bu Mescid'de, ikimizden başka kimse yokken bana söylediği bir hadisi sana rivayet edeceğim" dedi. Fakat bu defa öncekilerden daha çok hıçkırıp ağlamaya başladı, sonra eğilip yüzükoyun yere düştü. Şüfey Ebû Hüreyre'yi kucaklayıp göğsüne bastırdı ve uzun süre öylece kaldı.

Ebû Hüreyre kendine gelince, bu meraklı hadis talebesine, kıyamet gününde hesabı görüldükten sonra cehennem ateşi kendileriyle tutuşacak olan üç riyakar kimse hakkındaki hadisi okudu.

Hadîs-i şerif bu üç günahkarın:

Kur'an-ı Kerîm öğrenen, fakat bir daha Kur'an'la meşgul olmadığı halde, Allah Teala'ya onu elinden hiç düşürmediğini söyleyen sahtekâr;

Zengin olduktan sonra yakınlarını ve yoksulları görüp gözetmediği halde, onlara Allah rızası için yardım ettiğini iddia eden yalancı;

Harpte Allah rızası için çarpıştığını ileri süren gösteriş meraklısı savaşçı olduğunu belirtiyordu.

(Hadis için bk. Tirmizi, Zühd 48; Hakim, Müstedrek, l, 418 Abdullah İbni Mübârek, kitabü'z-Zühd (nşr. Habîburrahman EI-Azami), s. 159-160).
 
Onun Peygamber hasretiyle döktüğü bu gözyaşlarından bahseden bir başka rivayette, üç defa "dostum, sevgilim Ebû'l Kasım sallellahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" diye söze başladığı halde sözünü tamamlayamadığı ve gözyaşlarına bir türlü hâkim olamadığı anlatılmaktadır. (Zehebî, siyeru a'lâmi'n-nubelâ', 11,611).

"Soracağını biliyordum"

Sahâbîlerin her biri iş güç sahibi kimselerdi. Ensâr dediğimiz Medineliler ziraatle, muhacirun ise ticaretle uğraşırlardı. Hz. Ömer Rasûlullah'ın yanına ancak gün aşırı gelebilirdi. Hz. Ebû bekir'in durumu da pek farklı değildi. Üstelik onun evi Mescid-i Nebevî'den hayli uzaktı. Fakat Ebû Hüreyre ehl-i Suffe dediğimiz fakir müslümanlarla birlikte mescidde yatar kalkardı. Rasûlullah Efendimiz'in peşinden hiç ayrılmazdı. Başkalarının ona sormaya cesaret edemediği soruları sorardı. Bu sebeple Kâinâtın Efendisi bazan ona, "bu soruyu ilk defa senin soracağını biliyordum" diye iltifat buyururdu.

Bir defasında Nebiy-yi Muhterem Efendimiz'e hâfızasının zayıf olduğundan şikâyet etmiş, Efendimiz ona dua edince, duyduğu hadisleri bir daha unutmamıştı. Bir de diğer sahâbîlerde bulunmayan bir özelliği vardı: Devamlı surette hadis öğrenip öğretmekle meşgüldü. İşte bu sebeple birçok sahabînin bilmediği hadisleri o bilirdi.

Ebû Hüreyre'nin çok hadis rivayet etmesi, din düşmanı bazı müsteşrikleri pek kızdırmıştır. Asrımızda ölen İtalyan şarkiyatçısı Kaytani ('Leon Caetani) ile geçen asırda yaşayan Hollandalı şarkiyatçı Dozi (Reinhart Dozy) Ebû Hüreyre hakkında terbiyesizce konuşmuşlardır.
Araplarda da Mahmud Ebû Reyye adlı çağdaş yazar, Ebû Hüreyre'nin bir sahâbî olduğunu dikkate almadan, onu küçük düşürmeyi ve ona hakaret etmeyi kendine iş edinmiştir.

Müsteşrik dediğimiz bazı şarkiyatçılar ile Araplar arasında türeyen onların çömezleri Arapça kaynakları okuyup anlayan, fakat bu bilgileri ısıtıp doğrultarak onlara istedikleri şekli vermeye çalışan düzenbazlardır. Müsteşrikler Rasûlullah Efendimiz'i Peygamber olarak görmedikleri için, onun hadislerini akıllarına göre yorumlamaya ve bu hadislerin değersizliğini ortaya koymaya çalışırlar. Bunu da bazan Ebû hüreyre ve Abdullah İbni Abbas gibi çok hadis rivayet eden sahabîleri hadis uydurmakla itham ederek yapmaya çalışırlar.
 
İşportacılar

Maalesef bizde de müsteşriklere gönüllü çömezliğe soyunan kimseler çıkmıştır. Bu sahte çömezlerin Arapçaları ile İslâmî bilgileri yetersiz olduğu için çok gülünç durumlara düşmüşlerdir. Okuduklarını anlamadan, hata ediyor muyum diye bir endişeye kapılmadan, apardıklarını bağıra çağıra satmaya yeltenmişlerdir.

Bizde bunun tipik örneklerinden biri İsmail Habib Sevük'tür. Hadiscileri bir bütün olarak suçlayan bu sözde araştırıcı, Avrupa Edebiyatı ve Biz adlı kitabında (l, 293, 294) Ebû Hüreyre hazretlerini de en ağır ifadelerle itham etmektedir. Hz. Peygamber'in vefatından sonra uzunca bir hayat sürdüğü için kendisinden 800 kişinin hadis öğrendiği bilinen Ebû Hüreyre'nin bu kadar talebesi olduğunu da inkâr etmektedir.

Müsteşriklerin iftiralarını bile nakletmekten aciz olan bu kişi, adı geçen kitabında Vehb İbni Münebbih'i Veheb, Hemmâm İbni Münebbih'i Hümmâm, Katib ed-Dîneverî'yi Kâtib-üt-Dinnuri, Hz. Hafsa'yı Hıfısa, hirre'yi Hürre, Ehl-i Suffe'yi Ehli sıffe diye okuyup yazmıştır, (bk. l, 291, 299).

Böylesine câhil, dinî mâlûmattan yoksun bir kimsenin, İslâm'ın en önemli konularından birinde pervasızca, saygısızca ve edepsizce yazıp çizmesi, hiçbir insaf ve insanlık ölçüleriyle bağdaşmamaktadır.

Fındık

Çocukluğumda Fındık adında bir zağarımız vardı. Eve bir yabancı geldiğini bildirmekten başka bir işe yaramayan Fındık, benimle bağ beklemeye giderken iri bir köpek görünce bacaklarımın arasına sığınırdı. İşin garibi şu ki, senenin belli aylarında bu korkak zağar, iri çoban köpekleriyle dağ tepe dolaşmaktan da geri kalmazdı.
Aklımın almadığı bu garip durumu bir gün babama sordum:
- Fındık öteki köpeklerin arasında ne arıyor, baba? dedim.
Merhum babam pek nüktedandı. O zamanlar iyi anlamadığım, fakat hiç unutmadığım şu cevabı verdi:
- Oğlum bunu bilmeyecek ne var. Fındık büyük köpeklerin çantasını taşıyor, dedi.
İslâmiyet'i doğru dürüst okuyup anlamadan müsteşriklerin arkasından gidenleri, hadise ve sahâbeye tıpkı onlar gibi hakaret edenleri gördükçe hep zavallı Fındık'ı hatırlarım.


nureddin yıldız hoca efendi
 
kaynak:www.misakonline.com adresinde ubeydun isimli abimizin nurettin yıldız hocaefendiden bizlere sunduğu makaledir.
 
Allah razı olsun

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın adı ile ''...Kim ALLAH'ın indirdigi ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.'' Maide Süresi 44

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
YALNIZCA SORUYORUZ
BİR SAVaŞÇIDIR KALBİM!
BLOG TASARIMINDA GEREKLİ OLAN ŞEYLER İÇİN LİNKLER
YES ALLAH NO PROBLEM
Kur'an'ın Aydınlıgına Dogru
Kuran nesli
Sakarya danışma platformu
Özgür Der
online arapça sözlük
velfecr
cihaderi
ilker
basortusuplatformları

Kategoriler

Arkadaşlar

gelincik2
Özkan Özdemir
dostlukrehberi
muhammetreis0678
mimarsami
anadoluhaber
annelerimiz
caresizseniz
djazemimm
sehadetgulu
kalbinur
bigarip
medinediyari
islamvakti
d8
muslumankisiligi
kun
djazemimm87
yadname
nuruaynim
elestu
tillsim
sernar
ilahimp3
destebasi
siyahzambak61
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa